ingiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ingiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2012 Cumartesi

Dredd 3D



İspanyol çizgi yazarı Carlos Ezquerra’in yarattığı ve 1995 yılında Stallone’nin oynadığı bir filme uyarlanan Dredd, yıllar sonra üç boyutlu olarak tekrar beyazperde ki yerini adlı. Öncelikle şunu söylemek gerekiyor; Dredd 3D, 1995 yılında çekilen filmin yeni bir çevrimi değil. Çok daha farklı ve karanlık bir senaryo ile beyazperde yolculuğuna geri dönmüş Dredd.

cult shopcult shop

Konudan bahsetmek gerekirse; Film, bilinmeyen bir gelecekte, yargının artık çok hızlı olduğu, suçun önüne geçilemediği için infazın da mahkemeye çıkarılmadan olay yerinde “Judge” adı verilen polisler tarafından yapıldığı bir dönemde geçmektedir. Film başarılı çekilmiş bir kovalamaca sahnesi ile açılıyor. İnfazını başarıyla tamamlamış Judge Dredd merkeze döndüğünde karşısında kendisine tahsis edilmiş bir “çaylak” görür. Anderson isimli bu çaylak ve ufak tefek genç kız, psişik güçlere sahip, beyin okuyabilen mutant bir “Judge” adayıdır. Bir süre Dredd’in yanında sınava tabi tutulup “Judgement” yapabilme yeteneği sınanacaktır. “Peach Trees” adlı yerleşim biriminden bir ihbar alırlar ve olay yerine doğru yola koyulurlar. Yerde yatan üç ceset vardır ve çatı katından cezalandırılmak üzere aşağı atıldıkları anlaşılır. Soruşturma için üst katlara çıktıklarında Anderson özel güçleri sayesinde şüpheliyi tespit eder. Dredd ve Anderson, tam şüpheliyi tutuklayıp götürdükleri sırada Mama (Lena Headey) binanın tüm dış kepenklerini indirir ve Dredd ile Anderson’u orada hapseder. Artık Dredd için hüküm, Mama için ise hesaplaşma zamanıdır.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Senna


"Brezilya dışında dünya şampiyonasında yarışmak için Avrupa'ya geldiğimde yıl 1978'di. Bize orada saf yarışçılığı, saf mücadeleyi öğrettiler. O zamanlar politikalar yoktu. Kazanana para da verilmiyordu. Gerçek yarışçılık oydu."
Ayrton Senna

Her ne kadar bu yazı Senna filmi üzerine yapılmış bir inceleme gibi dursa da aslında Ayrton Senna için yazılmış bir saygı yazısıdır.


1994 yılında San Marino Grand Prix'inden trajik bir kaza ile yaşamını yitiren Ayrton Senna ismi 80’lerin ortasında doğmuş nesil için biraz kulaktan dolma bilgilerden ibarettir. Onun hep efsane bir pilot olduğundan bahsedilir. Kariyeri boyunca üç şampiyonluk ve kırk bir tane yarış birinciliği olan bir ismin nasıl olur da yedi şampiyonluk ve doksan küsür yarış kazanan Schumacher’e göre daha fazla saygı duyulup efsane kabul edilir, buna genel olarak 90 kuşağı Formula 1 severler olarak anlam veremezdik. Bu yargının oluşmasında biraz da Senna efsanesinin sonraki kuşaklara aktarımının hep eksik ve tek ağızdan olmasıdır. Kapsamlı bir belgesel ve film çalışması günümüze kadar doğru düzgün yapılamamıştır. Asif Kapadia bu eksikliği görmüş olacak ki, Universal ve Studio Canal gibi iki büyük film şirketinin de desteğini alarak ortaya 2010 yılı yapımı müthiş bir Senna belgeseli çıkarmış. Onun sayısal rekorlar kıran bir efsaneden öte mücadeleci ve her daim kazanmayı arzulayan müthiş bir insan olduğunu görüyoruz. Gerektiğinde aracını sağa çekip kaza yapan bir pilotun yardımına koşacak kadar insani bir kişiliğe sahip. Sadece bunlar değil elbette. Oldukça duygusal, halkı için yardım sever ve duyarlı kişiliğini de bu belgesel sayesinde öğreniyoruz.