zombi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zombi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2012 Perşembe

Zombie Flesh Eaters (Zombie 2: Gli ultimi zombi)


Lucio Fulci imzalı Zombie Flesh Eaters, birçok farklı isimle piyasada bulunan oldukça şahsına münhasır bir zombi filmi. Çıktığı dönemde o aralar oldukça meşhur olan George Romero'nun Dawn of the Dead filmine ithafen bu film için Zombie 2 denildi. Fulci bu film dışında City of the living Dead ve The Beyond gibi yapımlarla Zombi mitolojisine kendi üslubuyla bir bakış atmıştı. Bu filmde ise mekan Afrika'nın vahşi doğası. Hayvanlardan yayıldığı iddia edilen bir virüs neticesinde insanlar, öldükten sonra zombi haline gelip dehşet ve ölüm saçarlar. Gerisi malum.

Fulci özünde çok yetenekli bir yönetmendir. Kimileri bu yeteneğin böyle pis ve mide bulandırıcı işlerle harcanmasını yadırgayabilir ancak Fulci hep mantığına doğru gelen filmler yapmıştır. O yüzden bu adamın neredeyse her türden filmi bulanan oldukça eklektik filmograsifini mümkün mertebe keşfetmek lazım.

Aslında filmde bu sahne dışında köpek balığı ve zombi arasında geçen su altındaki bir dövüş sahnesi var ki, o çok daha efsane ve bilinen bir sahnedir. Ancak benim favori sahnem yukarıda paylaşmış olduğum göze kıymık batma sahnedir. İnanılmaz bir yönetmenlik becerisi, oyunculuk ve de izlemek için sağlam bir mide gerektiren bu sahneyi esaslı bir +18 uyarısı ile beğeninize sunuyorum.


yazan:faust116

23 Mayıs 2012 Çarşamba

City of the Living Dead

kült sahne


Lucio Fulci’nin yönetmiş olduğu City of the Living Dead, Fulci usulü sert bir zombi-gore filmi. Fulci’den başka türlü bir zombi filmi beklenmez zaten. City of the Living Dead’de bir rahibin kendini asmasıyla ortaya çıkan lanetin, kasabadaki tüm insanların sırayla öldürmesi anlatılıyor. Filmde bir lanet söz konusu ve ele tüfek alıp, zombi öldürerek geçecek bir lanet değil bu. Sanki Tanrı’nın insanlara sunduğu bir ceza gibi. Yani rahip gibi iyiliği temsil eden, insanları doğru yola teşvik etmekle yükümlü birinin intiharı ile ölüler mezarından kalkar ve insanları öldürmeye başlar.

Fulci’nin yönetmenlik anlamında en başarılı bulduğum filmlerinden biridir City of the Living Dead. Paylaşmış olduğum mezarlıkta geçen bu sahne, filmin gerilim dozunun tavan yaptığı anlardan biri. Oldukça iyi çekilmiş ve kurgulanmış bu sahnede klostrofobik duyguları dibine kadar yaşıyorsunuz.



yazan:faust116

4 Ocak 2012 Çarşamba

Braindead (Dead Alive)


Peter Jackson'ın Lord of the Rings serisinden önce de bir sinema kariyeri olduğunun en büyük ispatı 1992 yapımı, birçok yerde Dead Alive ismiyle de anılan Braindead filmidir.

Benzer nitelikteki filmlerden biri olan ve benim de hayatımda izlediğim en eğlenceli filmlerden olan Evil Dead 2 ile bir karşılaştırma yapacak olursak, komedi yönüyle olmasa da, kan yönünden Evil Dead 2'nin epey önünde bir film Braindead. Peter Jackson'ın oldukça gerilla usulü çektiği ilk filmi Bad Taste'in ardından bu denli zahmetli bir işe kalkışması ve bunun altından başarıyla kalkabilmesi ayrıca övgüyü hak ediyor.


Film 1957 yılında ufak bir Yeni Zelanda kasabasında geçiyor. Oldukça despot olan Annesi ile yaşayan Lionel, bir gün alışveriş yaptığı sırada Paquita'nın ilgisini çeker. Paquita'ya büyük annesi tarot falı bakmıştır. Falda Paquita'nın büyük bir aşk yaşayacağı görünmektedir. Paquita bu kişinin Lionel olduğunu düşünmektedir. Kısa sürede Lionel ve Paquita epey hızlı bir aşk yaşarlar ama garip olaylar silsilesi de peşlerini bırakmaz. Kendilerini hayvanat bahçesinde takip eden Lionel'in Annesini, filmin en başında sıçanlar tarafından tecavüz edilen ve mutasyona uğrayan bir fare, daha doğrusu fare-maymun karşımı büyük, lanetli bir hayvan kolundan ısırır. Annesi oracıkta bu yaratığı öldürür ancak sonradan giderek garipleşir ve kısa sürede bir zombiye dönüşür. Filmdeki bütün macera ve işlerin sarpa sarması da bu andan itibaren başlar.

13 Mayıs 2010 Perşembe

Dead Meat

yakın zaman
Dead Meat, rahmetli Metin Demirhan’ın bir yazısı sayesinde farkettiğim ve izleme fırsatı bulduğum 2004 yapımı bir İrlanda filmi.

Film, oldukça düşük bir bütçe ve dijital kamera ile çekilmiş bir zombi filmi. Aslında bu gibi dar imkanlarını avantaja dönüştüren bir film olduğunu söyleyebiliriz. Filmin kendini kesinlikle ciddiye alan bir tarafı yok. Yönetmen olabildiğince lafı fazla uzatmadan, direkt konuya giriyor. Yani insanı yormayan bir görsel yapı ve hikaye mevcut filmde. Seksen küsür dakikalık kısa sayılabilecek süresiyle de temposunu çok iyi muhafaza ediyor.


15 Şubat 2009 Pazar

The Beyond

inceleme

İtalyan gore ustası Lucio Fulci’nin filmlerini uzun zamandır izleyip, değerlendirmek istiyordum. The Beyond-(E tu vivrai nel terrore - L'aldilà)’la Fulci’ye başlayabilriz.

Film, cehennemin yedi kapısından birinin üstüne inşaa edilmiş, bir otelin lanetini anlatıyor. Açılış sahnesi de bu anlamda, filmin geneli hakkında bir özet çıkartıyor bize. 1927 yılında açılan film, malum otelin 36 numarasında kalan ressamın, kasaba halkı tarafından dinsiz bir büyücü olduğu iddia edilerek, acımasız işkencelere maruz kalarak, öldürülmesiyle açılıyor. Bu andan itibaren filmin içeriği hakkında az-çok bir fikir edinebiliyoruz. Filmin bu girişinden sonra günümüze geliriz (1981). Film baş kahramanı ‘Liza’ adında sarışın bir hatuna, bu otel miras kalmıştır. Harabe halindeki oteli yeniden açmak istemektedir. Daha en baştan ‘Liza’ ile beraber garip olaylar yaşamaya başlarız. Harabe halindeki otelin içinde, kör bir kadın gören işçi, inşaat iskelesinden düşer. Bu olayın hemen ardından otelin altında araştırma yapan su tesisatçısı Joe, bir zombi tarafından gözleri parçalanarak öldürülür.

Lucio Fulci, şiddet konusunda filmde çok cüretkar davranıyor. Başka bir italyan üstad Mario Bava’dan en büyük farkı da, şiddet konusudaki bu cüretkarlığı. Fulci, filmlerinde şiddet sahnelerini o kadar estetik çekiyor ki, kişinin o an gerçekten öldürüldüğünü düşünüyorsunuz. Bir rivayete göre yönetmenin, filmlerinde gerçek organ kullandığı da söyleniyor.